ben yazdım oldu! - Yazılar
 -
 
Haftalık Yazılarım
 
Her hafta, hadi olmadı her bir iki haftada, hadi o da olması bir kaç ayda bir, düzensizce olsa da elimden geldiğince hayat görüşümü ve çarpık espri anlayışımı sizlerle buradan paylaşıyorum. Bakıyorum siz de okuyorsunuz, iyice gaza gelip yenilerini yazıyorum. 
En üstte olan yeniler, aşağıya doğru eski yazılarımdan örnekleri de bulabilirsiniz.

Bugün hava güzel olmakla birlikte, rezalet bir kış geçiriyor olmamı, güneşli tek bir gün ile unutacak değilim.

Zaten gerçekten de mutsuz olmak için ideal koşulları sağlayan bir ülke, ve hayatını her gün daha fazla insan, dert, trafik, stress gibi faktörler ile zorlaştıran bir şehirde yaşıyor olmanın yanı sıra, kendi işimi yapıyor olmanın da getirdiği durumlar var.

Tabi bunlar yaşanacak...Mukadderat
Burada doğmuşuz, burada yaşıyoruz, diğerleri de benim seçimim...

Peki kışı böyle geçirmek kader midir? Yok mu bunun bi çaresi derseniz, bu naçizane dostunuz boş oturmuyor...Fikir üretiyor herhalde!


Arkadaşlar beni arasanız artık yazları İsveç kışları Dubai'de olucam. Böylelikle artık yazlık kışlık yapma derdinden de kurtulmuş oluyorum...Şaka bi yana İsveç'e bayıldım. Sizinle de paylaşmak istedim. O kadar yazdım çizdim mutlaka okuyun!


Yaaa kimse dürtmese yazacağım yok...Alooo okuyor musunuz? Ben burada herkesin derdine çare bulim diye kendimi yollara vurmuşum.


Bahar gelip de çiçek açınca ortalık, herkes yeni aşklar ve renkli sosyal hayat peşinde koşarken benim böceklere odaklanmam normal midir? Diildir...Ama hal böyleyken okumazsanız o da sizin ayıbınız!


Aşk hakkında hiç yazmamıştım, bu ilk yazım, hedefim 98 yaşında Barbara Cartland gibi fosforlu pembe rujum ve aşk romanlarım ile bu Dünya'dan otrişimle göçmek!


Kurban bayramı öncesi ben de kendi kendime etli birşeyler yapim dedim. Ve yaptım da!


Uzun zamandır yazamadım, neden?
Neden olacak çünkü akıntıya kapılmış yaşıyorum ama daha önemlisi annemler Ankara'dan İstanbul'a taşındı. Halleluyahhhhh...Ve bir anda şunu fark ettim ki, benim gizli bir kızkardeşim varmış...Annemin internete girmeyeceği, babamın benim yazdığım herhangi birşeyi okumayacağını bilmenin huzuru ile yazıyorum...Yazdım!
 
 
Hayatımı gözden geçirince, asıl problemin ne olduğunu anlamış bulunuyorum...
 

Zaman sorunsalı...

 
Avrupa Birliği'ne girmek için nasıl çabalandığını gördükçe, düşündüm, bu konuda sade vatandaş olarak ben ne yapıyorum diye...Birşey de yapmamışım. Bu nedenle sorumlu ve de biraz sorunlu bir kişilik olarak aşağıdaki yazıyı döşendim. Bu konunun ihmal edildiğini düşünüyorum, ve o nedenle kişisel bilgi birikimimi döktüm:
 
 
Bu aralar sitemin ısrarlı ve sadık izleyicilerini biraz hayal kırılığına uğrattım...Özür dilerim. Ama benim de kendime göre azıcık bunalımlarım olabilir di mi? Sonuçta hayattan aldığım lokma ruhuma oturdu. Tıkandım, böğrüme iki yumruk attım...Ben de bu sefer böyle bir yazı yazdım. 
 
 
Yine bir haftasonu yine bir macera, haftaiçleri ciddi işlerle uğraştığımız için saçmalamaları haftasonu yapıyoruz. Bu hafta da oğlana bisiklet baktık. Nerede mi?  
 
 
Haftasonu misafirimiz gelmişti. Bizim için hoş bir deneyim oldu...Okumalısınız.
 
 

 
Geçmiş Zaman Olur ki...
 
Aslında ben Ankara'lıyım. Hani şu efendi, aile çocuğu, biraz saf Ankaralılardan. Tipik diyebileceğimiz türden. Ve neredeyse Türkiye'nin geri kalanı gibi, iş bulmak için İstanbul'a geldim...Belamı buldum...Türkiye'nin geri kalanı gibi. Ve yaşadıklarıma istinaden o zamanlar yazdığım ve Aşık Sersem rumuzu ile yayınladığım bazı tekerlemelerim var.
Meraklısına.
Buyrun bakın.
 
 
Yaşasınnnn
Ben unutmuştum, sevgili -o zaman ki- eşim, zamanında o yokken onun yazdığı dergiye yolladığım yazımı bulup bana verdi. Hemen koydum ben de buraya, sizlerle paylaşim bariiii.
 

Budur.